İşverenler Kurumsal ve Nitelikli OSGB’lerden Hizmet Almalı!

‘’İşverenler Kurumsal ve Nitelikli OSGB’lerden Hizmet Almalı’’

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 2012 yılı Haziran ayında TBMM’de kabul edildi.2013 yılından itibaren kademeli olarak uygulamaya başlanan Kanun hükümleri kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Ağır cezai hükümleri , tüm işverenleri ve çalışanları kapsaması, yeterli sayıda uzman, hekim ve hemşirenin olmayışı gibi konular sürekli kamuoyunu meşgul etti. İSG kültürü oluşumunun zaman alacağı bilindiği için bazı hükümlerin uygulanması sürekli ertelendi ve bugünlere geldik.

Ülkemizin İSG göstergelerine baktığımız zaman gelinen nokta net bir kazanç göstermiyor. Tabii, burada olaya nereden baktığımızı bilmemiz gerekiyor. Aynı işverenlerle, aynı çalışanlarla uygulanan yeni Kanun’un çıktıklarını nihai sonuçlar üzerinden değerlendirdiğimiz zaman iş kazalarından ölümlerin pek de azalmadığını söyleyebiliriz. Hatta yaşadığımız Soma benzeri birçok felaket ile iyice karamsarlaştık.Ancak işverenler ve çalışanların İSG2ye bakış açısının tümden değişmesini beklemekten başka çaremiz de yok.

4 yıldır uygulanan Kanun hükümlerinin işyerlerinde oluşturduğu en önemli sonu olarak,her çalışanın işe giriş sağlık raporu almasının gerekliliği, çalışanların İSG eğitimi almaları gerektiği, işyerlerinde risk analizi ve acil durum planlarının mutlaka hazırlanması gerektiği konusunda bilgi düzeyinin oldukça yükseldiğini söyleyebiliriz. Bundan sonraki aşama hazırlanan risk analizlerinin içeriklerinin işverenler tarafından detaylıca incelenmesi ve gerekli çalışmaların zaman kaybetmeden yapılması gerektiğinin bilinmesidir.

Kanunla birlikte hayatımıza giren OSGB kavramı da işverenler tarafından en bilinen kavramlardan bir oldu. 2300 civarında OSGB kuruldu ve Çaşkanlıktan ruhsat aldı. Kanun öncesinde teftişten teftişe hatırlanan İSG kavramı, yeterince izlenemeyen hizmet alımları şeklinde yürütülen hizmetleri tanımlıyordu. İşverenler de bu himetleri danışmanlık kapsamında satıl alıyor ve hizmet sunucularının sorumlulukları sorgulanmıyordu.

6331 sayılı iş sağlığı ve güvenliği kanunu, işverenlere yeni bir seçenek sundu. Bakanlık tarafından yetkilendirilen OSGB’ler aracılığı ile hizmet alma imkanı ile birlikte OSGB sektörü gelişmeye başladı. İşverenler karşılarında sözleşme ile şartlarını belirleyebildikleri bir muhatap ile çalışma fırsatını yakaladılar. Aynı zamanda OSGBlerin sundukları hizmetleri karşılatırma,kadrolarını değerlendirme,kurumsallaşmalarını izleme olanakları işverenlerimizin istedikleri kalitede hizmet almalarını sağladı.

Bugün, sektörümüzle ilgili her türlü iş sözleşmesinin Bakanlık tarafında izlenebildiği, bu sözleşmeye dayalı verilmesi gereken İSG hizmetlerinin belgelendirilme zorunluluğunun olduğu, İSG profesyonellerine ve onların çalıştıkları kurumlar olan OSGB’lere ciddi sorumlulukların yüklendiği yeni bir dönemi yaşıyoruz. OSGB’ler yasa gereği her ay asgari sürelerde işyerlerini ziyaret ederek hizmet veriyorlar. Asgari sürelerde hizmet verme zorunluluğu bulunan OSGB’ler, her ziyaretlerinde işverenleri veya vekillerini, ya da işyerindeki diğer yetkilileri bilgilendirip sürekli iyileştirme çalışmalarını sürdürmektedirler. Bu çalışmaların sonucu ülkemizde gelecek yıllarda mutlaka İSG kültürünün gelişmesini sağlayacaktır.

OSGB’ler işverenlere birçok avantaj sağlamaktadır. Bunların başında muhatap olunabilecek kurumsal bir yapının olması gerekmektedir. OSGB’ler giderek daha kurumsal yapılar haline gelmekte ve hizmet kalitelerini arttırmak için kendilerini geliştirmektedirler. Zaman içinde kadrolarındaki İSG prefosyonellerinin hizmet içi eğitimlerini destekleyen , yeni geliştirilen yazılım programlarını kullanarak otomasyona önem veren, standart iş akış metotları uygulayan, işyerlerindeki iyileşmelerini raporlayarak işvereni yönlendiren bir OSGB yapısı oluştu.

Önümüzdeki süreçte, hizmet alma alışkanlıklarının artmasıyla İSG performansımıza giderek daha belirginleşen bir iyileşmeyi izleyeceğimiz kesindir. Özellikle tehlike düzeyinin OSGB’ler arası rekabet de hizmet kalitesini etkileyen fırsatları beraberinde getirmektedir. Çalışanlarının özlük haklarını kısıtlayan , vergi ve sigorta primlerini ödemeyen, sadece fiyat ile rekabet etmeye çalışan OSGB’ler , işverenlerimizin uyguladığı satın alma politikalarını kullanarak piyasayı ele geçirmeye çalışmaktadır. Ancak yukarıda belirtilen olumsuzluklar hem çalışana, hem işverene ve hem de devlete olan yükümlülüklerinden imtina etme sonucunu getirecektir.
Arttığı işlerde verilen İSG hizmetlerinin sonuçlara olumlu yansıdığını söyleyebiliriz. İnşaat sektörünün hareketliliği bu alandaki iş kazalarının sayısının artmasını gerektiren doğal bir sonuçtur. İSG hizmetlerinin alınması ve 4 yıldır yaşanan olumlu gelişmeler iyileşmenin tam olarak algılanmasını engellemektedir. Ülkemizin büyüme hızı arttıkça risk düzeyi yükselmekdir. Ayrıca çalışan sayısı ve işyeri sayısının artması da risk düzeyimizi yükseltmektedir. Artan risk düzeyine rağmen yaşanan sonuç başarısızlık olarak yorumanamaz . 2012 öncesi ile günümüzü karşılaştırdığımızda İSG göstergelerindeki gelişmeyi görebiliriz. OSGB’ler, bu kazanımları sağlayan en önemli unsurdur. 2300 OSGB, 100.000 civarında çalışanı ile dev bir sektör haline gelmiştir.

OSGB sektörü geliştikçe sektörün sorunları da sektör temsilcileri tarafından değerlendirilmektedir. Sektörün önünde birçok sorun bulunmaktadır. Bunların başında işverenlerimizin yeterince bilgilendirilmemesi geliyor. Çünkü yeni gelişen her sektörde olduğu gibi OSGB sektörü de birçok fırsatçı organizasyonu barındırıyor. İşverenler , aldıkları hizmeti nasıl değerlendirmeleri gerektiğini bilmeliler. Bunu bilmedikleri zaman yeterli düzeyde kaliteli hizmet alamamalarının sonucunda ileriki yıllarda ciddi bedeller ödeyebilirler. Kaldı ki yeterince kurumsal olmayan OSGB’lerin yaşanacak zararı karşılamadan uzak olacağı da yadsınamaz. Kurumsallıkları sağlanmış, mali yapısı güçlü, kadrosu ve referansları nitelikli olan OSGB’ler işverenlerin gelecek yıllarda sıkıntı yaşamalarına karşı en büyük güvenceleri olacaktır.

OSGB’ler arası rekabet de hizmet kalitesini etkileyen fırsatları beraberinde getirmektedir. Çalışanlarının özlük haklarını kısıtlayan, vergi ve sigorta primlerini ödemeyen, sadece fiyat ile rekabet etmeye çalışan OSGB’ler, işverenlerimizin uyguladığı satın alma politikalarını kullanarak piyasayı ele geçirmeye çalışmaktadır. Ancak yukarıda belirtilen olumsuzluklar hem çalışana, hem işverene ve hem de devlete olan yükümlülüklerinden imtina etme sonucunu getirecektir. Devletimiz vergi ve sigorta primi kaybına uğrarken, OSGB çalışanları düşük ücretler ve kayıt dışılığın olumsuz etkilerini yaşamaktadır. Olumsuz koşullarda çalışan İSG profesyonellerinin verdikleri hizmetlerin yetersizliği sonucu kaçınılmaz olup bundan etkilenen kesimler işverenler ve onların çalışanları olacaktır. Bu yüzden rekabet koşullarının işverenler tarafından iyi değerlendirilmesi gerekir. Devletin de bu konuyu mutlaka değerlendirmesi gerekmektedir.

OSGB’lerin yaşadıkları en önemli sorunlardan biri de denetim sistemidir. Hem yetkilendirme birimi tarafından hem de işyerlerinin denetlenmesi sonucu iş müfettişleri tarafından değerlendirilen OSGB’ler hizmet sunma hedefinden evrak tutma hedefine doğru itilmektedir. Doğru olan hizmetin niteliğidir. Evrak olmalı ancak sahadaki mevcut durum evraktan daha değerli olmalıdır.
OSGB’lerin yaşadıkları diğer bir sorun ise ekonominin yaşadığı genel sıkıntılardan en kolay etkilenen sektör olmasıdır. Tahsilat problemleri OSGB’lerin geleceği açısından hayati derecede önemlidir. Bugün her OSGB’nin en az 3 aylık ciroları kadar birikmiş alacakları, birçok OSgb’nin ise yüklü miktarda SSK ve vergi borcu bulunmaktadır. Bu borçların birikmesinin temel sebebi ise tahsilat hızının düşük olmasıdır.

Tüm bu sorunlara rağmen hızla büyümeye devam eden OSGB sektörü, yeni ertelemelerle önü kesilmezse ülkemiz ekonomisinin önemli değerlerinden biri olma yolunda hızla ilerlemektedir. Ülkemizde İSG sektörünün 10 milyar dolarlık potansiyeli bulunmaktadır. OSGB’ler bu potansiyelin yarısını oluşturmaktadır. Geri kalan kısmı ise KKD, ölçüm ve laboratuar hizmetleri, eğitim faaliyetleri vb alanlardan oluşmaktadır. Bugün bu potansiyelin %40 kullanılmaktadır. Yasaların yürürlüğü tamamlandığında ve işçi – işveren bilinci arttıkça geri kalan potansiyelin ekonomiye kazandırılması sağlanacaktır.